Yalnızlık en korkulan, en tanıdık, en derinden gelen kaçtıkça kovalayan gerçek…
Peki yalnızlık neden istenmez neden yalnızlıktan korkulur ve kaçılır? Yalnızlık çocuk için mi yetişkin için mi korkutucudur? Yalnızlık en başta çocuğun sonrasında yetişkinin içerisinde yaşamaya devam eden incinmiş çocuk modunun yarasıdır. Yetişkin hayatında olup bitenler bu derin yarayı kanattıkça çocuk modunun canı acır. Bu acıdan kurtulmak için yollar aranır. Bulunan yollar ise kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi yine yalnızlığa çıkar.
Uyum bozucu şemaların altında yatan en önemli acılardan biridir yalnızlık. Terkedilen, eleştirilen, sevilmeyen, değer görmeyen, olduğu gibi kabul edilmeyen, görülmeyen çocuk bunlara ek olarak derin bir yalnızlık yaşar. İnsan yavrusu anne karnında gelişimini tamamlayamaz. Doğduğu andan itibaren birçok canlı türünün aksine bir başkasına muhtaçtır. İhtiyaç sadece fiziksel bakımla sınırlı değildir, kendi duygusunu düzenleme yetisi olmayan çocuk duygusunu düzenleyebilmek, yatıştırılmak için de bir başkasına ihtiyaç duyar. Bu görev genellikle anneye düşer. Çocuğun sakinleştirilmesi, ihtiyaçlarının karşılanması güvenli bir zeminde devam ederse çocuk zamanla bu durumu içselleştirir ve dünyayı ona verildiği şekliyle algılamaya başlar. Ama bu dönemde temel ihtiyaçları karşılanmadıysa, ihtiyacı olan öteki yanında olmadıysa, derin bir yalnızlık hissi ve olumsuz duygular onun hamurunu mayalar.
Aslında hikaye ana rahminden başlar. Annenin günlük deneyimleriyle bebeğin ana rahmindeki biyolojisi şekillenmeye başlar. Doğumdan sonra ise yaşamın ilk yıllarında bebeğin anne, diğer bakım veren kişiler ve fiziksel çevreyle olan etkileşimi sayesinde beyin hızla şekillenmeye devam eder. Beyin gelişimi yaş ilerledikçe azalır. Yaşamın ilk yılları beyin bilgi ağlarının oluşmasında hayatın geri kalanını belirlemekte sonraki yıllara oranla üstün bir etkiye sahiptir. Bu nedenle ötekine en çok ihtiyacı olduğu yıllarda çocuk yalnız bırakılırsa ya da yalnız hissettirilirse sonraki yıllarda burada açılan yara kanamaya devam eder.
Yalnızlık bir çocuk için ölüme denktir. Yalnızlık büyük bir tehdittir. Tehdit varsa tedbir gerekir. Yapılabilecek şey çocuğun yetileri dahilinde bununla savaşmak ya da bundan kaçmaktır. Eğer çok yoğun bir çaresizlik varsa savaş veya kaç tepkisi verilemez ve çocuk teslim olur. Bu bir donup kalma tepkisidir. Avcıyı son anda fark eden ceylanın çaresizliğindeki donma tepkisi ile aynıdır. Yalnızlık içinde donup kalan çocuk derin bir çöküntü yaşar, bu durum ilerleyen yaşlarda depresyon, hissisleşme hatta kendine hayata yabancılaşma olarak kendini gösterebilir.
Yalnızlık derinden gelen bir acıdır. Bu acıya temas etmekten kaçmanın çok farklı tezahürleri vardır. Bir ilişkiden diğerine koşmak, tıkanırcasına yemek yemek, ekran karşısında veya sosyal medyada geçirilen uzun saatler, alışveriş çılgınlığı, bilgisayar oyunları , kumar veya şans oyunları, alkol, madde, tütün bağımlılığı, hatta işkoliklik… Bu listeyi uzatabiliriz her türlü bağımlılık aslında acıdan kaçma girişimidir. Acıları ise en derinde yalnızlık vardır.
Yalnızlıkla savaşmayı seçenler ise yalnız kalmamak için kalkıştıkları eylemlerle genellikle günün sonunda en büyük korkularının içine düşerler. Yalnız kalırlar.
Yalnızlık tehdidi ile savaşmak kaçmak ya da bu tehdide teslim olmak tekrarlanarak bir süre sonra otomatik bir tepki haline gelir. Nöronal ağımızda bir ayak izine dönüşür. Artık yalnızlık tehdidini tetikleyecek herhangi bir yaşantı olduğunda otomatik pilot devreye girer neden yaptığımızı anlamadan bugüne uymayan tepkiler vermeye başlarız. Bu tepkiler bize çocukluğumuzdan kalan mirastır.
Yalnızlık yetişkin halimizden çok içimizde yaşayan çocuk parçamızın meselesidir. Bu meseleyi çözebilmek için kendi tarihimize arkeolojik bir kazı yapmamız kendi mirasımızla yüzleşmemiz gerekir. Belki de yalnızlık kabul edilmesi gereken ilk ve tek gerçektir. Bir yerlerde mutlaka yaşanacak , kabullenilirse özgürleştirilecek, tam anlamıyla geçmeyecek, farkındalığı ile diğerleriyle yakınlaştırıp bağ kurdurabilecek ancak bağlara bağımlı yapmayacak gerçek…
Uzm Psikolog/ Psikoterapist Reyhan Nuray Duman
İyi Hissetmek Dergi, Psikonet, Sayı: 2, Haziran-Temmuz 2021, Yalnızlık ve Yabancılaşma Sayısında Yayımlanmıştır.


