Umuduna Köle-Şemasına Tutsak

Hayatının en heyecanlı günülerini geçiriyordu yedi yaşındaki İnci. Yaklaşık bir haftadır büyük bir hevesle okulun açılışına hazırlanıyordu. Okulun, okuma yazma öğrenmenin, yeni arkadaşların hayalini kurarak annesiyle neşe ile alışverişlerini yapmışlardı. Annesi o gece önlüğünü ütülemiş askıya asmıştı. Yarın okulun ilk günüydü. Yepyeni okul ve beslenme çantası yatağının yanında duruyordu. Heyecandan uykusu kaçmıştı. Sonunda uykuya daldığında hayatının dönüm noktası sayılacak bir şey oldu. İnci gece uykusundan burun kanaması ile uyandı. Kanama bir türlü durmayınca hastaneye gitmek zorunda kaldılar. İnci ne zaman eve döneceklerini annesine sorup durdu. Ama bir şeyler ters gidiyordu. Bir hengâme vardı hastanede. Alınan tahliller ile bir doktordan diğerine yönlendirildiler. Artık sabah olmuştu. İnci büyük heyecanla beklediği okuluna maalesef gidememişti.

İnci’nin o gün hastaneye yatışı yapıldı. Tanı 4. Evre lösemiydi. İnci okul hayali kurarken hastaneye gitmişti ve o zamanlar bilmese de uzun yıllar o hastaneden çıkamayacaktı. Doktoruna okula ne zaman gideceğini sorduğunda, doktoru ona bir süre evinin de okulunun da hastane olacağını söyledi. İnci bu cevaba çok ağladı. Artık ağlaması, çok heyecanlanması onun için tehlikeliydi. Ama küçücük yüreğine kaybettiklerinin ve kaybedeceklerinin ateşi düşmüştü ve bir türlü o alevi dindiremiyordu.

İnci okulunu, hayallerini, kardeşini hastanenin dışında bırakmak zorunda kalmıştı. Yaşaması için mucizeler gerekiyordu. İnci ve annesi bu mücadele için kol kola vermişlerdi. Annesi bir evladını kurtarabilmek için diğer evladından ayrılmak zorunda kalmıştı. Kurtuluş ayrılıklara gebeydi. İnci birçok arkadaşıyla aynı hastanede büyüyordu ama bazı sabahlara eksik uyanıyorlardı. Çok sayıda arkadaşını o hastanede sonsuza uğurladı. Boşalan yataklarına baktı. Aldığı ağır tedavilerden kolunu bile kaldıramadığı günler oldu. İnci bisiklete binemedi, parkta oynayamadı, okula gidemedi, doya doya gülemedi. Saçlarından, babasından, kardeşinden, arkadaşlarından, evinden, çocukluğundan ayrılmak zorunda kaldı ama hiç pes etmedi. Annesi bu yolda onu biran bile yalnız bırakmadı. Ama onu yalnız bırakmazken kardeşini yalnız bırakmak zorunda kaldı. Kardeşini sadece hastanenin camından görebiliyorlardı. Çünkü dışarıdan gelebilecek herhangi bir enfeksiyon ölümcül olabilirdi. Yaşamak için ayrılmak gerekiyordu.

En acısı boşalan yataklardı. Ölüm çocuklara hiç yakışmıyordu. Neden ölüm yakalarını bırakmıyordu. İnci annesinin dua ettiği Allah’a da çok kırgındı. Neden Allah beni sevmiyor diye çok sordu ama sorusuna bir yanıt bulamadı. İnci ayrıldıkları, feda ettikleri ile uzun yıllar sonra en sonunda mücadeleyi kazandı ve hastaneden ayrıldı. Yatılı tedavi bittikten sonra çeşitli nedenlerle tekrar hastaneye döndüğü oldu ama ergenliğe geldiğinde annesi ve İnci kanseri yenmişlerdi. Artık zor günler kemoterapi kabusu, buz yatakları geçmişte kalmıştı.

İnci artık özgürdü. İstediğini yapabilir, istediği kişilerle görüşebilir, istediği yere gidebilirdi. Hayalini kurduğu günler gelmişti ama gerçek pek de hayal ettiği gibi olmadı. İnci o kadar çok şey kaybetmişti, o kadar çok ayrılık yaşamıştı ki artık kaybetmeye ve ayrılıklara tahammülü yoktu. Terkedilmekten, sevdiklerini kaybetmekten, ayrılmaktan ölesiye korkuyordu. Zorunlu ayrılıkların acısının ruhuna yerleştirdiği terkedilme şeması onu yanlış ilişkileri bitiremediği bir kaosun içine attı. Kansere dur diyebilen İnci ona zarar verenlere dur diyemiyordu. Kaybetmemek, ayrılmamak için benliğinden, kendine olan saygısından çok fazla ödün veriyordu. Geçmiş kayıpları onu tutsak etmişti. Görülmez prangaları vardı İnci’nin. Ayrılamamak, bitirememek artık onun mahzeni olmuştu.  Terkedilmek, ayrılmak ölüm gibi geliyordu ona. Onun bu zaafını fark eden bazı kişiler giderek daha da arsızlaşıp, onu daha fazla kullanmaya çalışıyor ve ona bütün istediklerini yaptırıyorlardı. İnci’nin mücadele eden kanseri yenen savaşan tarafı bu sefer olmayacak ilişkileri sürdürmek için ortaya çıktığında ona zarar veriyordu. İnci bu durumu fark etse de içine bir türlü laf geçiremiyordu. Löseminin yıllarca hastaneye kapattığı ve tutsak ettiği küçük İnci artık büyümüştü ve özgürdü. Ama bu sefer de terkedilme şeması onun özgürlüğünü eline almış, zarar veren kişilere onu görülmeyen bir zincirle bağlamıştı.

Özgürlük nedir? İnsanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar verebilmesi özgürlükse buradan başka bir soru olarak iradenin ne olduğu da akla geliyor. İrade uyum bozucu şemalar tarafından yönetiliyorsa ne kadar özgür olabiliriz? İnci’nin hikayesinde erken dönemde çıkan hastalığından onu kurtaran, savaşan baş etme yolu savaş bittiğinde diğerlerini kaybetmemek uğruna devam ettiğinde İnci’nin en büyük hastalığı oldu. Tutsaklık her zaman dışarıdan gelmez. Bazen erken dönemde yaşadıklarımızla geliştirdiğimiz uyum bozucu şemalarımız bizi tutsak eder.

Terkedilmenin acısını çocuk yaşta defalarca yaşayan ve ölümün soğuk nefesinin gölgesinde büyüyen İnci’yi kanser değil de gitmesi gereken yerde gidememek bu sefer tutsak etti. Olmayacak ilişkileri oldurmaya çalışmak ve umut etmek bu sefer onun kanseri oldu. İnciyi yaşatan mücadele ettiren umut hastanede onun en büyük yardımcısıydı. Umut ederek, mücadele ederek düştüğünde kalkmayı bildi. Umut ve mücadele onun şifası oldu. Ama savaş bittiğinde İnci onu hayatta tutan baş etme yolunu bırakamadı. Artık bugün olmayacak bir ilişkiyi oldurmaya çalışmak ve umut etmek onu tutsak ediyordu. Bazen bırakmak, ayrılmak kişiyi özgürleştirse de İnci bunu kabul edemiyordu. Çünkü bir zamanlar onun için bırakmak ölümdü.

İnci’nin hikayesinde olduğu gibi uyum bozucu şemalarımız ve baş etme yollarımız bizi bazen geçmişimize hapseder. En özgür olduğumuzu sandığımız anda bizi tutsak eder. Şuan olanı değerlendiremeyip, tehditleri gerçekçi bir şekilde yorumlayamamamıza neden olur. Şema tetiklendiğinde şemanın bilgisi, duygusu, beden duyumsaması ve anıları bugüne gelir. Bugün şema gözlüğünden yanlı bir şekilde değerlendirilir. Savaşmak, kaçmak veya teslim olmak her biri uygun olduğu zaman diliminde sağlıklı baş etme yolları olabilirler. Uyumsuz olan oto pilottan gelen, geçmişten günümüze akan yollardır. Bunu fark edip değiştirmeye çalışmazsak bir zamanlar kurtuluşumuz olan yol bize hazin bir son oluşturabilir. Ancak geçmiş acılarımıza bakabilme cesareti gösterip kişisel tarihimizin bitmemiş meselelerini biliş, duygu ve beden katmanında bitirebilirsek,  bir zamanlar olumsuz duyguların kaynağı olan travmalarımız ruhsal büyümemiz için bir araca dönüşebilir. O zaman irademiz andan beslenerek geçmişe, uyum bozucu şemalara değil bize hizmet eder ve gerçek anlamda özgür olabiliriz.

Dr.Reyhan Nuray DUMAN

İyi Hissetmek Dergi, Psikonet, Sayı:10, Kasım-Aralık 2022, Özgürlük Sayısında Yayımlanmıştır.