Holokost, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından gerçekleştirilen soykırımdır. Bu süreçte Adolf Hitler’in ırkçı ideolojisi doğrultusunda belirli gruplara yönelik soykırım politikası uygulamış ve bu korkunç olay süresince altı milyondan fazla Yahudi hayatını kaybetmiştir. Bu olay tarihteki en korkunç insanlık suçlarından biridir ve toplumlar arasında derin izler bırakmıştır.
Holokostun izleri tarih boyunca gerçekleşen diğer toplumsal travmalar gibi kuşaklardan kuşağa aktarılmıştır. Kuşaklar arası travma, travmatik olayların etkilerinin, travmayı yaşayanlardan çocuklarına, torunlarına veya gelecek nesillere aktarılması durumunu ifade eder. Bu aktarım genellikle duygusal, psikolojik ve davranışsal düzeyde ortaya çıkar. Örneğin, savaş, aile içi şiddet, göç gibi travmatik deneyimler bir kuşaktan diğerine genetik, kültürel veya davranışsal yollarla geçebilir, bu da sonraki nesillerde benzer zorlukların oluşmasına ve bu durumlarla sonraki nesillerin de başa çıkmaya çalışmasına neden olabilir.
Kuşaklar arası travma genellikle aile içinde, kültürel değerlerin, davranışların ve deneyimlerin aktarılması yoluyla geçer. Örneğin, bir kuşaktan diğerine travmatik deneyimlerin hikayeleri, değerleri ve tepkileri miras olarak aktarılabilir. Bu genellikle bilinçsiz bir süreçtir ve iletişim, gözlemler ve aile dinamikleri bu geçişin bir parçası olabilir.
Holokost bu nedenle yaşanıp bitmedi. Bugün tekrar aynı zulmü yaşamaktan korkan travma mağdurlarının torunları mağdurun zalimle yer değiştirdiği bir sahnede yeniden aynı oyunu oynamakta.
Korku insanı zalim olmaya itebilir mi?
Yaşanan travmalar çözümlenmediğinde korku kronik bir hal alabilir. Bu korku kuşaktan kuşağa aktarılabilir. İnsanlar sürekli tehdit altında hissettiğinde, savunma mekanizmaları devreye girebilir ve saldırganlık bu mekanizmalardan biri olabilir. Saldırganlık tekrar mağdur olmamak adına alınan bir önlem gibidir. Burada gerçek bir tehdidin olup olmamasının önemi yoktur. Tehdit içsel sistemde oluşturulabilir veya hayali bir tehdit de olabilir. Ya da bir taş atılması kişilerde bomba etkisi yaratabilir.
Travmada saldırganla özdeşim, kişinin saldırgana benzer bir kimlik veya deneyimle özdeşim kurma eğilimidir. Travmalar kuşaktan kuşağa aktarılır mağdur tekrar mağdur olmamak için zalim olmayı seçebilir. Bu durumun dinamik alt yapısında aşağıdaki faktörler yer almaktadır:
1. Kontrol İhtiyacı: Birey, travmatik olayın hissettirdiği güçsüzlük ve kontrol kaybı hissine karşı koymak için saldırgan gibi davranma eğiliminde olabilir.
2. Koruma Mekanizmaları: Saldırganla özdeşim, kişinin duygusal acıdan korunma amacını taşıyabilir. Bu, travmanın etkilerini hafifletmek ve duygusal olarak güçlü bir duruş sergilemek anlamına gelebilir.
3. Kimlik Oluşturma: Birey, saldırganla özdeşim kurarak travmanın bir parçası gibi hissedebilir ve bu, travmatik olayın kişinin kimliğini etkilemesine neden olabilir.
4. Kendini Savunma: Saldırganla özdeşim, bireyin travmatik deneyimle başa çıkma stratejilerinden biri olarak kullanılabilir. Bu, duygusal acıdan kaçınma ve savunma mekanizmalarını içerebilir.
Peki mağdur olan toplum tekrar mağdur olmamak adına zalim olmak, kendi ırkına yapılanı yapmak zorunda mı?
Travmanın ardından ruhsal büyüme de gerçekleşebilir, bireyler yaşadığı zorlayıcı deneyimlerle başa çıkma sürecinde yaşadıklarını sağlıklı şekilde işlemleyebilirse olumlu bir değişim ve gelişim süreci de yaşayabilir. Bu süreç, kişinin travmatik olaylarla yüzleşmesi, bu olaylardan öğrenme, içsel güç kazanma ve duygusal sağlamlık oluşturma sürecini kapsar.
Travmatik deneyimler, bireyin yaşamın derinliğini ve kırılganlığını daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Bu, hayatın anlamını keşfetme ve derin bir içsel dönüşüm sürecine girişme fırsatı sunabilir.
Ancak hayatın anlamıyla ilgilenenler dünyayı yönetmiyor. Anlam, gücü anlamsızlaştırabiliyor. Bu ters orantı ruhu güçlenenlerin değil, çok korktuğu için güce tapanların lider olmasına neden oluyor. Böyle olunca yıkmak yapmaktan daha kolay ve güvenli geliyor. Yıkmak bir daha yıkılmamak için yolmuş gibi gözüküyor. İnsanlık tarihinde sahne ve oyuncular değişse de bugün olduğu gibi aynı senaryolar tekrar ediyor.
Ama keşke durup düşünse insan, düşünerek büyüse ve dönüşse ve keşke düşünen, dönüşebilen ve böylece içsel olarak büyüyebilen insanlar, insanları yönetse…
Klinik Psk. Dr. Reyhan Nuray Duman
Kasım,2023
Holokost mağdurlarının torunları Hitler olmayı mı seçti?


