Nergis 13 yaşında evlenen bir çocuk gelinin henüz 15 yaşındayken dünyaya getirdiği ilk çocuğuydu. Çocukluğu evlenerek yarım kalan annesi kayınvalidesinin söylediklerini yerine getirmekten nefes almaya bile zor vakit buluyordu. Evin işi, geniş ailenin yemeği, bulaşığı kısacası kalabalık evlerine dair her şey annesinin yükümlülüğündeydi. Nergis’in annesi hayata öfkeliydi; yaşayamadığı çocukluğuna, sahiplenmeyen ailesine, ona köle gibi davranan eşine, eşinin ailesine, görülmeyişine ve yalnızlığına ölesiye bir öfke taşıyordu. Ama bu öfkeyi herkesten saklaması gerekiyordu. Bütün gücüyle bastırdığı öfkesini sadece Nergis’e gösterebiliyordu. Annesinin gücü sadece ona yetiyordu. Nergis annesinin canavarlaşan öfkesinin tek muhatabıydı. Eşinin, kayınvalidesinin, kayınpederinin, kendi köken ailesinin hatta hayatın ezdiği annesi Nergis’in karşısına geçtiğinde kurban rolünden kurtuluyordu. Zalim olma sırası ve gücü ona geçiyordu. Nergis’in annesi kendini hayattan alacaklı hissediyordu. Hayat onu dolandırmıştı. O da bütün tahsilatı küçük kızının omuzlarına yüklemişti. Nergis hayatın annesinden aldıklarının borçlusu olarak dünyaya gelmişti.
Nergis annesinin dikkatini çekmemek için her şeye dikkat ederdi. Ama annesi en ufak hata gördüğünde onun gözünün yaşına bakmazdı. “Kapıyı neden sert kapattın, üstün neden kirlendi, sesli konuşma!” diyerek bazen cimcikler, bazen tokat atar bazen de tüm hıncıyla tekme tokat döverdi onu. Dövdükten sonra ağlayınca ne ağlıyorsun diye tekrar dayak yemişliği de çoktu. Nergis korkuyla annesinin gözünün içine bakardı hep, onun yüzünün her çizgisinin anlamını çözmeye çalışır gibi… Annesinin yüz ifadesinden, bakışlarından okumaya çalışırdı tehlikeyi. Annesinde sinir emaresi gördüğünde olabildiğince göz önünde görünmemeye çabalardı ama annesi öfkelendiğinde ne yapıp edip onu bulurdu, bulamazsa bulamadığı her saniye öfkesi daha da artardı. Annesinden kaçmak mümkün değildi.
Nergis’in çocukluğunda en mutlu olduğu anlar ise misafirlerin evlerine geldiği anlardı. Misafirler annesine yorgunluk ona ise dinginlik getiriyordu. En azından misafirler gidene kadar annesi ona bir şey yapmıyordu, o da bu anlarda annesinin eteğinin dibinden ayrılmıyordu, fırsatı değerlendirip şiddetin olmayışını sevgi yerine koyuyordu. Misafir molalarında Nergis küçük bir onay kırıntısı alabilmek adına her söyleneni harfiyen yapmaya çalışıyordu. Küçücük bedeni olduğundan senelerce büyük gibi iş görüyordu. Şiddetin korkusu onu çok erken büyütmüştü. Nergis’in annesine karşı ne savaşabilecek ne de kaçabilecek gücü vardı. O da mecburen boyun eğmişti. Yapması gereken ne varsa itiraz etmeden yapıyor eğer yemesi gereken bir dayak varsa da sesini çıkarmadan teslim oluyordu.
Heyecanla beklediği okul zamanı geldiğinde de Nergis’in kaderi yine peşini bırakmamıştı. Öğretmeni annesi gibi kusur arayan, delici gözlerle bakan ve sınıfta bir kişiye sinirlendiğinde bütün sınıfı sıra dayağından geçiren, elindeki cetveli kılıç gibi kullanan, öfke kusan bir adamdı. Evdeki tedirginliğin üzerine bir de okul eklenmişti. Ne eve ne okula sığınabiliyordu. Çölde gölge bulamayan bir bedevi, sığınacak ülke bulamayan bir mülteci gibiydi. Yalnızdı, güçsüzdü ve çaresizdi. Çocukluğu boyunca çaresizliği öğrenmişti Nergis güveni öğrenmesi gerekirken ve cezayı öğrenmişti en çok kabule ihtiyacı varken.
Çaresizlik hissi küçük omuzlarının taşıyamadığı kadar büyüdüğünde Nergis henüz 9 yaşındaydı. Bir gece dehşet içinde uykusundan uyandı. Sanki dünya ortadan ikiye yarılıyor, ayağının altındaki zemin kayıyordu. Kalbi öyle bir atıyordu ki ağzından çıkacak gibiydi. Sakinleşmeye çalıştı ama olmadı bedeni kontrolden çıkmıştı. Kısa süre sonra ruhunun bedeninin dışına çıktığını hissetti sanki dışarıdan kendine bakıyordu. Nergis o gece bedeni ile ayrı düştü. Bu korkunç bir deneyimdi. Kendini can havliyle annesinin ve babasının yanına attı. Bu olsa olsa ölüm olabilirdi. Annesiyle babası uyku sersemi “ Ne oluyor?” dediler. Nergis “Ölüyorum!” dedi. Ailesi de korkmuştu ve anne babasının gözünde gördüğü korku, Nergis’ın tarihine görülebilir olduğu an olarak kazınmışdı. Hep beraber apar topar en yakın hastaneye gittiler. Hastanede yapılan tetkikler sonucunda bunun bir panik atak olduğu anlaşıldı. Ona sakinleştirici verildi. Ailesi ne olup bittiğini anlamaya çalışırken ilk kez kendini ilgi odağı olmuş gibi hissetmişti. Bu dehşet onu bir tarafıyla var etmişti. O celladına aşık olmayı iyi biliyordu, o zamana kadar ne kadar dayak yese de dönüp dolaşıp annesine sığınmıştı. Derdi de dermanı da annesiydi. Nergis bu seferde korkusuna sığındı. Korkusu hem derdi hem dermanı oldu. Korktukça görüldü görüldükçe daha çok korktu. Her hafta panik ataklar onu ziyaret eder oldu. Ailesi onu doktor doktor gezdirdi. Korkusu onu dayaktan kurtardı ve annesine yaklaştırdı. Korkusu en yakın dostu olmuştu. Küçücük bedeni kendini kurtaracak yolu sonunda bulmuştu. Korku işe yaradıkça zamanla daha da güçlendi. Artık her an korkusu yanındaydı. Korkmaktan korkar olmuştu. Ne ders dinleyebiliyor, ne arkadaşlarının arasına katılabiliyordu. Onu görülebilir kılan korku zamanla onun yine yalnız kalmasına neden oldu. Yıllar geçtikçe geçirdiği ataklar onun utancı olmaya başladı. Etraftan tuhaf biri olarak görülüyor, ailesi onu yakınlarından saklıyordu. Bir misafir gelince “Sen yanlarına çıkma odada otur şimdi yine delirirsin millet ne der!” diyorlardı. Eskiden misafirleri severdi ama artık misafirler onu sevmiyordu. Kendi kendine korkabildiği zamandan beri annesi onu dövmüyordu artık güvendeydi zarar görmüyordu. Ama her an dayak gelecek gibi hissettiren panik atak beklentisi içinde geçmeyen tedirginliğiyle yine yalnız ve çaresizdi. Tarih tekerrür ediyordu. Ruhunun bir parçası ne zaman dayak gelecek diye annesinin yüz ifadesini okumaya çalışan her an tetikte olan küçük kız çocuğunda takılıp kalmıştı sanki. Bu sefer dayak değil panik atak ne zaman gelecek diye bekler olmuştu. Korku evhama döndü. Bedenine güvenmiyordu, bedeni sanki onu her an yarı yolda bırakacakmış gibi hissediyordu. Yardım alamamaktan korktuğu için bir süre sonra artık evden de çıkamaz oldu. Eğer dışarda panik atak yaşarsa kimse ona yardım etmez diye düşünüyordu. Bu düşünce onu zamanla eve hapsetti.
Nergis aslında soğuğa dayanıklıydı ama kaldırabileceğinden sert geçen kış onu soldurmuştu. Çocukluğu boyunca annesine, ailesine güvenemeyen Nergis artık hayata, bedenine, diğer insanlara güvenmiyordu. Her an başına kötü bir şey gelebileceğine inanıyordu. Çocukluğunun ona mirası olan dayanıksızlık, karamsarlık, kuşkuculuk, cezalandırıcılık, boyun eğicilik, yetersizlik ve kusurluluk şemalarının gözlüğünü gözüne takmış, artık hayatı bu çerçeveden görüyordu. Doktorların verdiği ilaçlar uyum bozucu şemalarının gözlüğünü gözünden çıkartamamıştı. Korkusu, çaresizliğe; çaresizliği evhama; evhamı utanca; utancı yalnızlığa dönüşmüştü. Yalnızlık ise onun evi gibiydi. Şemaların yaşam tuzağı korkuyu ona yoldaş kılmış ve uzun bir yoldan geçerek onu kıyısını köşesini bildiği ilk evine hapsetmişti.
İyi Hissetmek Dergi, Psikonet, Sayı:7, Mayıs-Haziran 2022, Evham Sayısında Yayımlanmıştır.


