Jiyan; İstanbul’a göç eden ailesinin onu almasını babaannesinin ve dedesinin evinde dört gözle bekliyordu. Annesi bir yaşındaki kardeşini ve ilkokulda olan ablasını yanlarında götürdü. Kardeşi annesiz kalamayacak kadar küçük, ablası ise okuması gerekecek kadar büyüktü. O ise bu iki kategoriye de dahil olamadı. Ailesi bir düzen kurma çabasındaydı iki çocuğa bakabilirlerdi ama üç çocuk çoktu ve fazlalık olan maalesef oydu. Ancak düzen kurulunca onu da almaya geleceklerdi. Babaannesinin evi çok kalabalıktı. Bu kalabalığın içinde kaybolduğunu görülmediğini hisseden Jiyan babaannesini çok seviyordu. Türkçe bilmeyen babaannesi o kadar işinin arasında ekmeğe salça sürüp ona verdiğinde sanki spot ışıkları üstünde yanıyordu. O anda dünyada var olduğunu kanıtlayabilirdi. Çünkü onu gören vardı. Salçalı ekmek dünyanın en lezzetli yemeğiydi onun için. O sadece bir yemek değil bir varoluş kanıtıydı.
O kış babaannesinin salçalı ekmekleriyle düşe kalka geçerken birden Jiyan’ların evlerine bir yıldırım düştü. Jiyan’ın evlenme çağında olan halası o kış evden kaçtı. Jiyan kaçmanının ne olduğunu anlayamıyordu ama ev cehenneme dönmüştü amcaları dedesi çıldırmış gibi evde bağırıyorlardı. Silahlar ortaya çıkmıştı. Dedesi babaannesini Jiyan’ın gözleri önünde dövmüştü. “Kızına sahip çıkamadın şimdi git mezarını hazırla” demişti. Babannesi ağlayıp kürtçe ağıtlar yakıyordu. Jiyan’ın elinden hiçbir şey gelemiyordu. Dedesi uzaklaşınca babaannesinin kucağına gitti gözyaşlarını silmeye çalıştı buna da gücü yetmedi çünkü göz yaşları sel gibiydi. Önüne gelene minik elleri devirip geçiyordu. Bir öne bir arkaya sallanan babaannesinin yanında ne kadar kaldığını, zamanın o süre zarfında akıp akmadığını bilmiyordu. Hayat donmuştu sanki. Tek kaynağı olan babannesi gözyaşları bittiğinde sanki derin bir boşluğa düşmüştü. İnsanın içini delen bu sessizliğin karanlığı Jiyan’ın içeriden duyduğu babasının sesiyle birden aydınlandı. Jiyan yerinden ok gibi fırladı. İçeriye gittiğinde babasına doğru gitmeye çalıştı ama babası onu görmüyordu. Döndü kendine baktı gerçekten var mıydı? O an için varlığını kanıtlayamazdı çünkü onu gören kimse yoktu. Annesini aradı ama annesi gelmemişti. Sessizce içeriye gitti babaannesinin sessizliğinin kararttığı odanın karanlığına kendini hapsetti.
Olayın ardından uzun bir zaman geçti. Halasının başka bir şehre gittiği öğrenildi. Dedesi benim öyle bir kızım yok dedi. Halası birden yok oldu sanki hiç var olmamış gibi birden her yerden izi silindi. Halasına bir mezar kazılmadı ama ev o tarihten sonra mezara döndü. Babaannesinin neşesi de halasıyla birlikte gitti. Babannesinin koca cüssesi erimiş küçülmüştü. İnsanlardan kaçan saklanan utancının prangası ayağına takılan bir esire dönmüştü. Babaannesinin gözlerinin önünde eridiğini gören Jiyan olabildiğince uslu olmaya, onu hiç üzmemeye, bu kadar derdin içerisinde bir de onun derdinin eklenmemesine çok özen gösterdi. Üstü kirlenmesin diye dışarıya bile çıkmadı. Salçalı ekmeğini de kendi hazırlamaya başladı. Kış çok zor geçti, bitmek bilmedi. Kar çok yağdı Jiyan karı ellemedi bile sadece ona söylenenleri yaptı. Geceleri uykusunda ailesinin bir arada olduğunu görüyor onların yanına gitmek için çabalıyordu. Ama yollar hep engellerle doluydu. Bir türlü ailesine ulaşamıyordu. Babaannesinin yaptığı salçalı ekmeklerin üstüne gözyaşı yağdığını görüyordu rüyalarında. Ekmek ıslanıyor salçalar yere kan gibi akıyordu. Korkarak uyanıyor bir eliyle diğerini tutuyor kendi kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.
Hayatının belki de en uzun kışıydı bu kış hiç unutmayacağı bir mihenk taşıydı. Ona sorun çıkartmamayı, uslu olmayı öğretmişti. Uzun bekleyiş ailesinin yaz geldiğinde kapıyı çalmasıyla son buldu. Annesi, babası kardeşleri gelmişti. Kendince üstünü başını düzeltti, en güzel yüz ifadesini takındı ve kapıda onları karşıladı. Annesi ona sarıldı. Heyecanla beklediği bu sarılış bir taraftan içini ısıttı bir taraftan da yabancı geldi. Sanki bir şeyler değişmişti. Annesinin kokusu faklıydı. Ablası geldi o da sarıldı ama o ablasına sarılmadı. Ablası ve kardeşi tercih edilen o ise terkedilendi. İçinde anlayamadığı bir hisle onları yok etmek istiyordu. Ablası ve kardeşi bir takım kendisi yedek eleman gibiydi. Bir daha terkedilmemek için onlardan daha iyi bir çocuk olmalıydı. Ailesi geldiğinde kimse halasını sormadı. Jiyan da bunun konuşulmaması gereken bir konu olduğunu çoktan anlamıştı. O da bu konudan bir daha hiç bahsetmedi. Babaannesi iyice küçülmüştü, ondan ayrılırken ona sıkıca sarıldı. Jiyan bunun bir son olduğunu bilir gibiydi. Ayrılırken ikisi de ağladı. Jiyan babaannesini bir daha göremedi. Babaannesi bir kış daha atlatamadı. Utancı onu yerin dibine sokmayı başarmıştı. Konuşulan mezar halasının değil babaannesinin oldu. Ama Jiyan o mezarı ancak bir sonraki yaz görebildi. Yok olmaktan ölesiye korktu Jiyan. Var olabilmek için yollar aradı. Ne olmaması gerektiğini halasından öğrenmişti. Büyüklerini üzmemesi gerekiyordu. Onların beklentisi ne ise onu yapmalıydı.
İstanbul’da Jiyan okula kaydedildi. Babası işçi olarak çalışıyordu. Geçimleri çok zordu. Ablasından kalan kitapları kullanıyordu. Diğer çocuklardan daha farklıydı. Onun beslenme çantası bir poşetti ve bu poşette küçük bir ekmek olabiliyordu. İçine katık olduğu günler şanslı günlerdi. Babaannesinin utancını tanıyordu. Utanç onu da yakalamıştı o da sessizleşmişti. Bir yol bulmalıydı. Onun sonu aynı olmamalıydı. Ve o yolu buldu… Çok çalıştı. Nefes almayı unutacak kadar çalıştı. Derslerini bitirip ablasının kitaplarına bile bakmaya başladı. Dersleri mükemmel olabileceği bir alan açtı ona hem de onun kontrolünde olan bir alan. Kısa sürede sınıfta fark edildi. Okul aile birliğinden Jiyan’a destekler gelmeye başladı. Görüldükçe daha çok çalıştı, çalıştıkça görüldü…
Gün geldi ailesi de onu gördü ve dediler ki sen bizi bu hayattan kurtaracaksın çalış büyük adam ol. Jiyan büyük adam olmak için kendini kırbaçladı. Sınavlarda dereceler yaptı ve üniversite sınavında tıp fakültesine girdi. Bu da ona yetmedi daha çok çalıştı. Yurtdışından burs aldı ve eğitimine yurt dışında devam etti. Daha öğrenciyken bursları ile ailesine destek olmaya başladı. Ailesini mutlu etmeyi başardı. Ancak başardıkça yüksek standartlar şeması peşini bırakmadı. Hep daha fazlasını istedi. Etraftakilerin onayını aldıkça hissettiği kısa süreli mutlulukların hemen kaybolduğunu gördükçe daha fazla çalıştı. Onay arayıcılık şeması zindanının demirlerinden bir diğeri oldu. Etraftakileri mutlu ettikçe mutlu olacağını zanneden Jiyan bir gün aşık oldu. Çok çalışarak aşık olduğu kızı etkilemeye çalıştı. En başta işe yaradı ancak ilişki kısa sürede son buldu. Sevdiği kız Jiyan’ın temposunu kabullenemedi. Jiyan’ın kumdan kaleleri bu terkedilişle yıkıldı. Terkedilme şemasının tuzağına düştü. Yıllar önce köyde ailesi tarafından bırakılan çocuğun en derin yarası olan terkediliş bütün duygularıyla Jiyan’ın üzerine yıkıldı. Mükemmel şekilde ilmik ilmik işlediği hayatı artık kontrolden çıkmıştı. Her şeyin en iyisini yaptı çok başarılı oldu. Çok çalıştı, parmakla gösterildi, onaylandı ancak başarılarla dolu hikayesi bir terkle anlamını yitirdi.
Mükemmeli aramanın motivasyonu ve tezahürünün çok farklı şekilleri olabilir. Mükemmeliyetçiler bazen çok başarılı olurlar, bazen mükemmeli elde edemeyeceklerine inandıkları için cesaretleri kırılır ve kendilerini denemeyerek başarısızlığa mahkûm ederler. Bazen ayrıntıda boğulur bütünü göremez ve işlerini bitiremezler, bazıları hata yapmaktan ölesiye korkar ve bu korkularını obsesisif düşüncelere aktarır ve kompulsiyonlar geliştirerek suçluluklarından kurtulmaya çalışırlar. Mükemmel olamamanın depresyonu ile çöküş yaşayabilirler. Bazen diğer insanların yanında olmaktan rahatsız olan bir sosyal fobi olgusunun arkasından göz kırpar mükemmeliyetçilik. Mükemmellik bazen de bedene atfedilir bir yeme bozukluğu veya beden dismorfik bozukuğu geliştirerek ideal bedene ulaşmak için çılgınca çabalayabilirler. Başarısızlık, yüksek standartlar, kusurluluk, onay arayıcılık, cezalandırıcılık, haklılık, terkedilme gibi çok sayıda şema yatabilir çeşit çeşit mükemmeliyetçiğin arkasında. Aslında mükemmeliyetçiliğin derininde yara gizlidir. Yaraya değmemek için yoldur mükemmeliyetçilik. Mükemmele ulaşma çabasının neyin üstünü örttüğünü anlamak ve o yarayı sarmanın daha adaptif yollarını bulmaya çabalamak ile derinlerdeki yara ancak iyileşebilir. Her mükemmeliyetçinin yarası ise Jiyan gibi kendi hikayesinin satır aralarında gizlidir.
İyi Hissetmek Dergi, Psikonet, Sayı:6, Mart-Nisan 2022, Mükemmelliyetçilik Sayısında Yayımlanmıştır.


