Mutluluk Hüzünden Bağımsız Değil

Mustafa yılardır cinlerden korkan, bu korkusu nedeniyle gitmediği hoca kalmayan 43 yaşında 3 çocuk babası evli bir iş adamıydı. Korkusu nedeniyle yalnız kalamıyordu. Arabasını evin kapalı otoparkına park etmek, tünellerden geçmek, banyo ve tuvaletin kapısını kapatmak onu çıldırtacak derecede korkutuyordu. Korkusu öyle bir hal aldı ki artık evden tek başına çıkamayacak hale geldi. Korkusu giderek büyüdü, büyüdükçe işini, ilişkisini, arkadaşlıklarını tehdit eder hale geldi ve hayatının merkezine oturdu. Gece yatarken gözlerini kapatmakta zorluk çekiyordu. Uyku kontrolü kaybetmek demekti ve kendini bir türlü uykuya bırakamıyordu. Sanki gözünü kapattığında yakınlarında saklanan cinler etrafını saracak gibi hissediyordu. Hocaların verdiği kağıtlar, okuduğu dualar, içirdikleri sular ise bir işe yaramıyordu. Yıllardır her türlü zorlukla mücadele eden, etrafındaki herkesin yardımına koşan, başarı öyküleri yazan Mustafa cinlere yenilmişti. Zorluklar görünürdü, görünen zorluklarla mücadele edebiliyordu ancak cinleri göremiyordu ve belirsizdiler. Belirsizlik onu ürpertiyordu. Yaşadığı korku onun zamanla yaşam enerjisini de tüketir oldu. İşin içinden çıkamadığında bir arkadaşının tavsiyesi ile psikolojik destek almak için terapiye başvurdu.

Mustafa ilk psikoterapi seansında koltuğa yaslanmakta zorluk yaşayarak koltuğun ucunda emanet gibi duruyordu.  Ayağı sürekli sallanıyor ve tedirgin gözüküyordu. Terapiste korkusunu anlatırken kullandığı kelimeler bile onu ürkütüyordu. Üç harfli diye bahsettiği cinlerin adını kullansa sanki odada belireceklermiş gibi hissediyordu.  Geliş nedeni cinlerdi ama ne diye bir terapistin karşısında oturuyordu? Kendi de buna pek anlam veremedi. Bir terapist bu duruma ne yapabilirdi hiçbir fikri yoktu.

Mustafa terapiste “Benim her şeyim var, çok güzel bir evim, son model arabam, beni seven bir eşim, sağlıklı akıllı çocuklarım, arkadaşlarım, her istediğini alabilecek ve yapabilecek kadar param, iyi bir kariyerim aklınıza gelecek her şeye sahibim. Ama bu korku beni yedi bitirdi, ne gecem ne gündüzüm kaldı. Korku bütün mutluluğumu yok etti. Ne yapabileceğimi bilmiyorum.” dedi.

Terapist Mustafa’nın hayat hikayesine dair sorular sormaya başladığında gelen yanıtlar korku perdesinin arkasındaki gerçeği ortaya çıkmaya başladı. Mustafa anne karnından itibaren göç etmek zorunda kalan bir çocuktu. Babasının girdiği tekinsiz ve illegal işler nedeniyle ergenlik dönemine kadar kırkın üzerinde ev ve şehir değişikliği yapmak zorunda kalmışlardı. Babası annesini, kız kardeşini ve onu çoğu kez yalnız bırakmıştı. Mafyalardan alınan borçlar nedeniyle ailesini tehdit etmek amacıyla 6 yaşından itibaren beş kere kaçırılmış ve akıl almaz eziyetler yaşamıştı. Babasının ne zaman nerede ne yapacağı belli olmadığı için çocukluğu süresince rahat bir dönem geçirememişti.  Daha on yaşına gelmeden evin kapısının önünde nöbet tutmayı, camlardan kapılardan kaçmayı, bir gecede bütün evi taşımayı öğrenmişti. Henüz ilkokul dönemindeyken ailesinin babası olma rolü ona verilmişti. Bu yük omuzlarına ağır gelse de bıkmadan usanmadan bu yükü taşımaya çalışmıştı. Babasının başına açtığı belalar çocukluk yıllarında bitmemişti. Ergenlik, gençlik yılları da babasının arkasını toplamakla geçmişti. Çalan telefonlar Mustafa’yı ürkütür olmuştu. Nerede başına nasıl bir bela gelecek bilmeden tedirginlikle geçen ömründe büyük mücadelelerle hayalini bile kuramayacağı bir noktaya gelmişti. Artık korkular tarihin tozlu sayfalarında kaldı sanıyordu ama ne hikmetse bu seferde cinler yakasını bırakmadı. Mustafa’ya bu dünyada huzur yoktu. Mustafa babası gitti cinler geldi zannediyordu. Ama işin aslı şuydu ki; cinleri babasıydı. Çocukluğu süresince tedirginliği öğrenen ruhu rahatlamayı bilmiyordu. Gerçek tehditler karşısında yaşadığı korku onun sanki alışkanlığı olmuştu. Tehditler ortadan kalktığında korku kalkmadı. Ancak korkunun tutunacak bir dala ihtiyacı vardı. Madem ortalıkta korkulacak bir durum yoktu o da olmayanı buldu ve  cinlerden korktu. Çocuk Mustafa derinlerde bir yerlerde hala kapının önünde elindeki sopa ile nöbet tutarak korku ile baş etmeye çalışıyordu.

Terapi sürecinde adım adım geçmiş yeniden ele alındı. Terapist ve Mustafa’nın zorlu yolculuğunda çocuk Mustafa onlara uzun süre güvenmedi. Çocukluğunun mahsenlerinde başı iki elinin arasında tir tir titreyen çocuk Mustafa, yetişkin Mustafa ve terapistinin onu bırakmadığına ikna olduğunda adım adım kendini güvende hissedebildi. Güvenmeye başladığında duyguları çağlayan nehirler gibi gelmeye başladı. Gözlerinden boşalan yaşlar ile Mustafa’nın donan kanı akmaya başladı sanki. Her akan göz yaşı kurak toprağa düşen yağmur damlası gibi ona can verdi. Mustafa korkusunun kökenine indiğinde, korkan çocuk yanının yaralarını sarıp ihtiyaçlarını karşılayabilir olduğunda cinler zamanla ortadan kayboldu.

Mustafa geçtiği zorlu terapi sürecinin sonlarına yaklaştığında gözünden damlayan iki damla göz yaşını sildi ve dedi ki “ Bu göz yaşları başka, artık akan göz yaşımın tenime değişini hissediyorum, aldığım nefesin coşkusunu seziyorum, yediğim dondurmanın tadını biliyorum, izlediğim filmin keyfini sürüyorum, ağzım dolu dolu gülüyor, göz yaşları ile üzülüyor, gerekirse oturup hüznümü yaşıyorum. Yani kısaca artık yaşadığımı hissediyorum. Duygularımdan kaçmadan hepsini kabul ediyorum. Duyguların gelmesine izin verdiğimde onlar gitmesini biliyorlar. Hiçbir duygu hancı değil hepsi yolcu. Önceden ölesiye itiyordum olumsuz duyguları şimdi hepsi ile barıştım. Geçmiş anılarım artık üç boyutlu değil, hepsi iki boyutlu birer resim gibi onlara tek tek bakıp rafına kaldırdım gibi hissediyorum. İstediğimde elime alıp anılarıma bakıyorum bazen hüzünleniyorum ama geçiyor. Artık anılarım beni kontrol etmiyor. Onlarla savaşmayı bıraktım.  Mutluluk galiba hüzünden bağımsız değil. Hüznünü yadsıyarak mutlu olamıyor insan onu anladım.”

Mustafa ilk psikoterapi seansında koltuğa yaslanmakta zorluk yaşayarak koltuğun ucunda emanet gibi duruyordu.  Ayağı sürekli sallanıyor ve tedirgin gözüküyordu. Terapiste korkusunu anlatırken kullandığı kelimeler bile onu ürkütüyordu. Üç harfli diye bahsettiği cinlerin adını kullansa sanki odada belireceklermiş gibi hissediyordu.  Geliş nedeni cinlerdi ama ne diye bir terapistin karşısında oturuyordu? Kendi de buna pek anlam veremedi. Bir terapist bu duruma ne yapabilirdi hiçbir fikri yoktu.

Mustafa terapiste “Benim her şeyim var, çok güzel bir evim, son model arabam, beni seven bir eşim, sağlıklı akıllı çocuklarım, arkadaşlarım, her istediğini alabilecek ve yapabilecek kadar param, iyi bir kariyerim aklınıza gelecek her şeye sahibim. Ama bu korku beni yedi bitirdi, ne gecem ne gündüzüm kaldı. Korku bütün mutluluğumu yok etti. Ne yapabileceğimi bilmiyorum.” dedi.

Terapist Mustafa’nın hayat hikayesine dair sorular sormaya başladığında gelen yanıtlar korku perdesinin arkasındaki gerçeği ortaya çıkmaya başladı. Mustafa anne karnından itibaren göç etmek zorunda kalan bir çocuktu. Babasının girdiği tekinsiz ve illegal işler nedeniyle ergenlik dönemine kadar kırkın üzerinde ev ve şehir değişikliği yapmak zorunda kalmışlardı. Babası annesini, kız kardeşini ve onu çoğu kez yalnız bırakmıştı. Mafyalardan alınan borçlar nedeniyle ailesini tehdit etmek amacıyla 6 yaşından itibaren beş kere kaçırılmış ve akıl almaz eziyetler yaşamıştı. Babasının ne zaman nerede ne yapacağı belli olmadığı için çocukluğu süresince rahat bir dönem geçirememişti.  Daha on yaşına gelmeden evin kapısının önünde nöbet tutmayı, camlardan kapılardan kaçmayı, bir gecede bütün evi taşımayı öğrenmişti. Henüz ilkokul dönemindeyken ailesinin babası olma rolü ona verilmişti. Bu yük omuzlarına ağır gelse de bıkmadan usanmadan bu yükü taşımaya çalışmıştı. Babasının başına açtığı belalar çocukluk yıllarında bitmemişti. Ergenlik, gençlik yılları da babasının arkasını toplamakla geçmişti. Çalan telefonlar Mustafa’yı ürkütür olmuştu. Nerede başına nasıl bir bela gelecek bilmeden tedirginlikle geçen ömründe büyük mücadelelerle hayalini bile kuramayacağı bir noktaya gelmişti. Artık korkular tarihin tozlu sayfalarında kaldı sanıyordu ama ne hikmetse bu seferde cinler yakasını bırakmadı. Mustafa’ya bu dünyada huzur yoktu. Mustafa babası gitti cinler geldi zannediyordu. Ama işin aslı şuydu ki; cinleri babasıydı. Çocukluğu süresince tedirginliği öğrenen ruhu rahatlamayı bilmiyordu. Gerçek tehditler karşısında yaşadığı korku onun sanki alışkanlığı olmuştu. Tehditler ortadan kalktığında korku kalkmadı. Ancak korkunun tutunacak bir dala ihtiyacı vardı. Madem ortalıkta korkulacak bir durum yoktu o da olmayanı buldu ve  cinlerden korktu. Çocuk Mustafa derinlerde bir yerlerde hala kapının önünde elindeki sopa ile nöbet tutarak korku ile baş etmeye çalışıyordu.

Terapi sürecinde adım adım geçmiş yeniden ele alındı. Terapist ve Mustafa’nın zorlu yolculuğunda çocuk Mustafa onlara uzun süre güvenmedi. Çocukluğunun mahsenlerinde başı iki elinin arasında tir tir titreyen çocuk Mustafa, yetişkin Mustafa ve terapistinin onu bırakmadığına ikna olduğunda adım adım kendini güvende hissedebildi. Güvenmeye başladığında duyguları çağlayan nehirler gibi gelmeye başladı. Gözlerinden boşalan yaşlar ile Mustafa’nın donan kanı akmaya başladı sanki. Her akan göz yaşı kurak toprağa düşen yağmur damlası gibi ona can verdi. Mustafa korkusunun kökenine indiğinde, korkan çocuk yanının yaralarını sarıp ihtiyaçlarını karşılayabilir olduğunda cinler zamanla ortadan kayboldu.

Mustafa geçtiği zorlu terapi sürecinin sonlarına yaklaştığında gözünden damlayan iki damla göz yaşını sildi ve dedi ki “ Bu göz yaşları başka, artık akan göz yaşımın tenime değişini hissediyorum, aldığım nefesin coşkusunu seziyorum, yediğim dondurmanın tadını biliyorum, izlediğim filmin keyfini sürüyorum, ağzım dolu dolu gülüyor, göz yaşları ile üzülüyor, gerekirse oturup hüznümü yaşıyorum. Yani kısaca artık yaşadığımı hissediyorum. Duygularımdan kaçmadan hepsini kabul ediyorum. Duyguların gelmesine izin verdiğimde onlar gitmesini biliyorlar. Hiçbir duygu hancı değil hepsi yolcu. Önceden ölesiye itiyordum olumsuz duyguları şimdi hepsi ile barıştım. Geçmiş anılarım artık üç boyutlu değil, hepsi iki boyutlu birer resim gibi onlara tek tek bakıp rafına kaldırdım gibi hissediyorum. İstediğimde elime alıp anılarıma bakıyorum bazen hüzünleniyorum ama geçiyor. Artık anılarım beni kontrol etmiyor. Onlarla savaşmayı bıraktım.  Mutluluk galiba hüzünden bağımsız değil. Hüznünü yadsıyarak mutlu olamıyor insan onu anladım.”

Mustafa kapıdan çıktığında terapistin aklından şu dizeler geçti:

Latif ve narin ne vardıysa içimde, Hoyratça kırdı geçirdi dünya, Memnunum, barışığım yine de, Sabırla yeni yapraklar veririm Yüzlerce kez kırılmış dallarımdan Ve tüm acılara rağmen hâlâ Aşığım ben bu divane dünyaya.

Hermann Hesse

İyi Hissetmek Dergi, Psikonet, Sayı:9, Eylül-Ekim 2022, Mutluluk Sayısında Yayımlanmıştır.